Sözlü çevirinin temel kuralı görünürde basittir: Ne duyuluyorsa, nasıl duyuluyorsa o aktarılır. Ekleme yok, çıkarma yok, yumuşatma yok. Ancak bu kuralın işlediği ortamlar her zaman mahkeme duruşmaları değildir. İş müzakereleri, arabuluculuk toplantıları, yüksek gerilimli görüşmeler çoğu zaman çevirmeni etik kodların tam karşılık vermediği bir gri alana sürükler. Yaşadığım iki vaka, bu gri alanda alınan kararların arkasında durmanın mümkün olduğunu gösteriyor.
Vaka 1: Arabuluculuk Masasında Kadına Yönelik Sarfedilen Ağır Küfür
Bir arabuluculuk toplantısı. Taraflar aylardır süren bir ticari uyuşmazlığı çözmeye çalışıyor. Gerginlik yüksek. Derken erkek taraftan, karşı taraftaki kadın temsilciye yönelik ağır, cinsiyetçi, alçaltıcı bir küfür düşüyor. O an odadaki hava değişiyor. Kadın taraf söyleneni tam anlamamış olsa da ortamın zehirlendiğini hissediyor.
Küfrün tam karşılığını dilimin ucunda tutuyorum. Aktarırsam ne olur? Büyük olasılıkla toplantı biter. Kadın taraf ya ağlayacak ya da masayı terk edecektir. Aylardır süren müzakere çöpe gider. Aktarmazsam, mesleğin en temel ilkesini ihlal etmiş olurum. Bir kadına söylenmiş o kelimelerin toplumsal ağırlığını da düşünüyorum. Bir iş ortamında bir kadının yüzüne karşı bir cinsiyetçi hakareti aktarmak, sadece bir çeviri eylemi değildir; aynı zamanda o kadını orada ikincil bir yaralanmaya maruz bırakmaktır.
Küfrü aktarmamaya karar veriyorum. Sadece şunu söylüyorum: “Çok öfkelendiğini ve bir an önce sonuca varılmasını talep ediyor.” Toplantı gergin de olsa devam ediyor. Anlaşmaya varılıyor. O kadının kendisine söylenenleri duyma hakkını elimden aldığımı biliyorum. Ancak toplantının bitmesini ve anlaşmanın çökmesini engellediğimden de eminim.
Vaka 2: Kendi Aralarında Sarfedilen Küçük Düşürücü Cümleler
Başka bir iş toplantısı. Taraflar henüz masaya oturmuşken, bir taraf kendi arasında diğer tarafı küçük düşürücü ifadeler kullanarak konuşuyor ve gülüşüyor. Karşı taraf bunu fark ediyor ve bana dönüp soruyor: “Ne dediler?”
Söylenenleri aynen aktarsaydım karşı tarafın ayağa kalkıp toplantıyı terk edeceğine neredeyse kesin gözüyle bakıyordum. İş birliği tamamen biterdi. “Kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlar, önemli değil” dedim. Toplantı devam etti, iş sonuçlandı. Gerçeği sakladım. Süreci kurtardım.
Etik Kodlar ile Pratik Arasında
Uluslararası etik kodlar (AIIC, NAJIT, ITI) konuyu net bir şekilde düzenler: Söylenen her şey, üslubu ve niyeti değiştirilmeden aktarılır. Sansür yasaktır, yumuşatma yasaktır, atlama yasaktır. Bu çerçevede her iki vakadaki müdahalem de açık bir ihlaldir.
Ancak bu kurallar, çoğunlukla adli tercümanlık gibi tarafların rollerinin ve iletişim protokollerinin önceden belirlendiği ortamlar için yazılmıştır. Yüksek gerilimli iş müzakereleri, arabuluculuk toplantıları, henüz protokolün oturmadığı çok taraflı görüşmeler kodların kapsamı dışında kalır. Hiçbir etik kod, “Bir taraf kadına küfür ettiğinde ne yapacaksın?” sorusunun cevabını veremez.
Teorik Çerçeve
Anthony Pym – Kurallar ve Risk Yönetimi Paradoksu (Pym, 2012)
Pym, Risk Yönetimi çerçevesinde çevirmenin bazen kuralları bükmesinin, kurallara körü körüne uymaktan daha profesyonelce olabileceğini savunur. Ona göre profesyoneller, kurallara katı sıkıya bağlı kaldıkları için değil, iletişimsel amacı korumak adına kuralları ne zaman bükebileceklerini bildikleri için uzmandır. Bazen birebir sadakat, riski azaltmak yerine artırır. Pym’in çerçevesi (2012), toplantıyı bitirme riski ile etik kural ihlali riski arasında yapılan tercihi doğrudan açıklar. Her iki vakada da düşük riskli stratejiyi (atlamayı) seçtim ve bu seçim toplantıların devamını sağladı.
Sandra Hale – Sadece “Ne” Değil, “Nasıl” Sorusu (Hale, 2007)
Hale, etik kodların çevirmene küfürlü dili sadakatle aktarma zorunluluğu getirdiğini vurgular. Ancak yaptığı araştırmalar (Hale, 2007), çevirmenlerin çoğunun bu kurala uymadığını ve küfürü yumuşattığını veya tamamen çıkardığını gösteriyor. Hale’e göre mesele sadece “aktaracak mısın” değil, aynı zamanda “nasıl aktaracaksın”dır. Bu ikilem sektörün ortak sorunudur. Yaşadığım vakalar da bu ortak sorunun somut örnekleridir.
Mona Baker – Ötekilik ve Sorumluluk Etiği (Baker, 2006)
Baker, geleneksel meslek etiğinin (doğruluk, tarafsızlık, verimlilik) yetersiz kaldığını, çevirmenlere toplumsal sorumluluk ve insan onuru gibi kavramları da öğretmemiz gerektiğini söyler (Baker, 2006). Onun etik anlayışında çevirmenin kararı, sadece bir meslek kuralına uyup uymamaktan ibaret değildir; bir insan olarak diğer insanlara karşı sorumluluğumuzla ilgilidir. Bu perspektiften, bir kadına yönelik ağır bir cinsiyetçi hakareti aktarmayı reddetmek, bir kural ihlali olmaktan çok, bir “insan onuru” savunmasıdır.
Sonuç
Etik kodların lafzına göre her iki müdahalem de yanlıştı. Ancak yaşadığım iki spesifik vakada, alınan kararın doğru olduğu kanısındayım. Her iki durumda da sürecin devam etmesini ve bir sonuca varılmasını sağladım. Bunu yaparken bir tarafın bilgi hakkını gasp ettim – bu tartışmaya açık bir nokta. Ama ortada somut bir zarar yokken (toplantı bitti, anlaşma imzalandı, iş yapıldı), net bir fayda da üretilmiş oldu.
Çevirmenlik, kodlarla pratik arasında bir denge kurma sanatıdır. Ve bazen denge, kuralı esnetmeyi gerektirir. Bu bir savunma değil, bir tespittir.